Kız Kardeşim Selanik

İstanbul’a ve bilhassa İzmir’e benzerliğiyle pek çok Avrupa şehrinden farklıdır Selanik. Söz gelimi canlıdır. Ruhu vardır. Her an sizi baştan çıkarmaya ve aklınızda olmayan, daha önce görmediğiniz caddelere, meydanlara sürüklemeye hazırdır. Birden kaptırırsınız kendinizi.

Selanik’in en avantajlı taraflarından biridir bu. Merkezde görülmesi ve gidilmesi gereken her yere yürüyerek gidebilirsiniz. Türkiye’de İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde yaşamış olanlar için, her yerin yürüme mesafesinde oluşu âdeta bir nimettir. Belki de bu yüzdendir; yürüyerek etrafa bakınırken sizi farkında olmadan başka başka yerlere alıp götürür ve siz de itiraz etmezsiniz.

Şehre ilk kez gelenlerle birlikte, sakinlerinin de uğrak yeri olan Leoforos Nikis Caddesi -nam-ı diğer Kordon-, Körfezi soluyarak kahve içmenin ve yanında bir de “cigara” sarmanın piyasasını oluşturur. Herkes tütün sarar Selanik’te. Ucuz olduğundan mıdır, fiyakalı durduğundan mıdır bilinmez. Ama mütemadiyen tütün sararlar. Yeri gelmişken: kapalı mekânlarda sigara içilir.

Sahil boyunca yürürken 34 plakalı tur otobüsleriyle, yine 34 plakalı özel araçları görmek ise artık sıradan günlük olaylardan biri haline gelir, Selanik’te yaşayanlar için. Özellikle Türkiye’deki uzun bayram tatillerini fırsat bilip, Avrupa’daki en yakın ve belki de en tanıdık şehir olan Selanik’e gelen Türklerden en az beş altısına yolda yürürken tesadüf edilir. Öyle ki o günlerde girdiğiniz mağaza ve dükkânlardaki tüm satıcılar sizinle direkt İngilizce veya çat pat Türkçe konuşmaya çalışırlar. Hatta Yunancayı duydukları zaman kısa bir şaşkınlık yaşıyorlar da dersek biraz mübalağa etmiş oluruz ancak kimseye zararı dokunmaz.

İstanbullu bir arkadaşım demişti. “Yahu burada işportacı bile var!” E biz buraya en başta İstanbul’un kız kardeşi dememiş miydik? Elbette olacak! İşportacı da olacak, dilenci de olacak, evsiz de olacak, âşık da olacak, tarih de, kültür de, medeniyet de. Ruhu olan bir kadından söz ediyoruz. Adını aldığı Büyük İskender’in kız kardeşi, Kral Kassandros’un karısı Thessaloniki’den.

Aristoteles Meydanı şehrin kalbidir. Nasıl ki Taksim’i görmediyseniz İstanbul’u görmüş sayılmazsınız, bu da öyle bir şey. Muhakkak yolunuz bir şekilde Aristoteles Meydanından geçer. Meydanın etrafı çeşitli tavernalar, mağazalar, kitapçılarla dolup taşar. Bir de “Kapani” vardır. Meşhur.

Aylarca “Kapani” olarak duyduğum çarşı, meğerse bizim Un Kapanı’ymış. “Cacık”ın başına gelen onun da başına gelmiş. Sonuna bir –i alıp “Kapani” olmuş. E zamanla “Un” da unutulmuş ve olmuş size “Kapani Pazarı”. Çok da iyi olmuş! En taze sebzelerden meyvelere, bakliyattan türlü baharatlara, birbirinden lezzetli etlere ve tabii ki enfes mi enfes deniz ürünleri ile çeşit çeşit balıklara kadar her şeyi bulabileceğiniz açık hava bir pazar yerine dönüşmüş.
Yaşlı satıcılardan duyacağınız bir kaç Türkçe kelimeye ise şaşırmayın sakın! Mübadillerin son temsilcileri onlar. Yaşları 60 ile 70 arasında değişir. Anne babaları doğduğu topraklardan, Anadolu’dan kopup gelmiştir. Gelirken yanlarında ne getirebilirlerdi ki? Dillerini getirmişler…

Bu arada “açık hava pazar alanı” dediysek öyle akşamlara kadar ve de haftanın her günü “açık” olmasını kastetmedik. Öğlen 3’e kadar “açık”. Pazar günleri ise tüm süper marketlerin, kasapların, fırınların, mağazaların, alışveriş merkezlerinin vs. kapalı olduğu gibi “kapalı”. Evet evet pazar günleri IKEA da kapalı.
Türkiye’den bakınca kulağa imkânsız gibi geliyor; pazar günleri alışveriş yapamıyor olmak. Ancak farklı bir bakış açısıyla aslında ne kadar da insancıl bir yaklaşım olduğunu anlıyorsunuz. Pazar günleri herkes tatil yapıyor; ailesiyle, sevgilisiyle, çocuklarıyla, hayvanlarıyla, vb.

E beş parmağın beşi birbirine benzemezken, elbette tüm kız kardeşler de birbirine benzemez. Pazar günü de alışveriş yapmayıverin. Onun yerine oturun bir tavernaya, tadına doyum olmaz deniz ürünlerinin ve mezelerin tadına bakın mesela. Türkiye’de bulması hatta duyması bile imkânsız deniz mahsulleri mezelerine diyecek yok! Tek kelime ile: enfes! Ha bu arada akşam yemeğine kaçta otururdunuz? Biz Selanik’te en iyi ihtimalle 22.00’de akşam yemeği yeriz de. Öğlen yemeği ise tabii ki ikindiye denk gelen bir vakitte.
Bunun da çok geçerli bir nedeni var elbette. İş yerleri öğlen 14.30 – 15.00 arası kapandığı için, öğlen yemeği molası yok. Ancak o saatten sonra insanlar evlerine gidip, öğlen yemeklerini yiyebiliyorlar. Haliyle akşam yemeği de sarkıyor.

Selanik’in en erkek unsuru ise Beyaz Kule’dir şüphesiz. Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılmış olan kule, geçen onca yüzyıla rağmen dimdik ayaktadır. Tarihi boyunca pek çok kanlı olaya sahne olmuştur. Şimdi ise müze olarak kullanılmaktadır. Selanik’in tüm tarihsel dönemlerini; yani antik çağlardan Roma dönemine, oradan da Bizans ve Osmanlı dönemine kadar tüm evrelere ait kalıntıları görmek mümkündür. Kulenin kapısında yer alan ve “Şîr-i merdân Hazret-i Sultân Süleymân-ı zamân, / Emri ile yapılup burc-ı esed oldu tamâm” şeklinde başlayan kitabe ise günümüzde yoktur.

Selanik’te gezerken Osmanlının izine rastlamamak olası değildir. Çeşit çeşit cumbalı evler, daracık sokaklar, camiler, hamamlar, okullar sayesinde ne denli önemli bir kültür ve tarih açık hava müzesinde dolaştığınızı görürsünüz. İşte bu sebeplerle bile Atatürk’ün Selanikli olması tesadüf olmamalı. Hatta Nazım Hikmet’in. Ve daha nicelerinin…

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Name*